Çağaloğlu’nda Geçmişe Yürüdüm… Yanımda Oğlum Vardı

YAYINLAMA:
Çağaloğlu’nda Geçmişe Yürüdüm… Yanımda Oğlum Vardı

Geçtiğimiz günlerde oğlumla birlikte İstanbul’un Tarihi Yarımadası’nda uzun bir yürüyüş yaptık.Rotamız belliydi…Sultanahmet…Cağaloğlu…Babıâli…

Sokak sokak dolaştık.Ama ben sadece sokaklarda yürümedim.Yılların içinde yürüdüm.Her köşe başında bir hatıra vardı.Her bina bana başka bir günü hatırlatıyordu.

Oğlum etrafına bakıyor, ben ise geçmişime…Çünkü benim gazetecilik yolculuğumun en önemli yılları bu sokaklarda geçti.

Mürekkep kokusunun hâlâ hissedildiği, matbaa seslerinin geceyi böldüğü, gazetecilerin haber peşinde koştuğu o Babıâli artık eskisi gibi değil.

Bir zamanlar Türkiye’nin kalbi burada atardı.Gazeteler burada hazırlanır, manşetler burada doğar, sabaha kadar yanan ışıklar bu ülkenin hafızasını yazardı.

Bugün o binaların bir kısmı otel olmuş…Bir kısmı kafe…Bir kısmı sessiz…Hayat değişmiş.Ama hatıralar yerinde duruyor.

Oğluma tek tek anlattım.“Bak, burada şu gazete vardı…”“Şu köşede sabaha kadar haber beklerdik…”

“Bu sokaktan kaç kez koştuk bilemezsin…”Belki o benim anlattıklarımı yaşamadı.Ama gözlerinde merakı gördüm.İşte o an anladım ki şehirler sadece taş ve beton değildir.

Şehirler, içinde yaşayan insanların hikâyeleriyle anlam kazanır.Bugün Tarihi Yarımada, milyonlarca turist ağırlıyor.

Dünyanın dört bir yanından insanlar Sultanahmet’i, Ayasofya’yı, Yerebatan Sarnıcı’nı, Kapalıçarşı’yı görmek için geliyor.

Haklılar…Burası dünyanın en özel açık hava müzelerinden biri.Ama ben inanıyorum ki İstanbul’un gerçek zenginliği sadece anıt eserleri değildir.

Bu şehrin ara sokaklarıdır.Esnafıdır.Bir çay ocağından yükselen buhardır.Cağaloğlu yokuşunda yürürken duyduğun ayak sesidir.

Babıâli’nin hafızasıdır.İstanbul’u İstanbul yapan biraz da bunlardır.Turizmde hep yeni projeleri konuşuyoruz.

Yeni otelleri…Yeni yatırımları…Yeni hedefleri…Oysa bazen en büyük değerimiz, zaten elimizde duruyor.Yeter ki onu koruyalım.Yeter ki hikâyesini anlatalım.Yürüyüşümüzün sonunda oğluma baktım.

Kendi kendime düşündüm…

Bir zamanlar ben bu sokaklarda mesleğimin peşinden koşuyordum.Bugün ise aynı sokaklarda oğlumla birlikte anılarımın peşinden yürüdüm.

Hayatın en güzel yanı da bu galiba…Yıllar geçiyor…Şehir değişiyor…İnsanlar değişiyor…Ama bazı sokaklar, insanın içinde hiç eskimiyor.

Ve ben biliyorum ki…

İstanbul’u sevmek, sadece tarihî eserlerini görmek değildir.İstanbul’u sevmek; bir sokağın hafızasını hissedebilmek, bir yokuşun sana anlattıklarını dinleyebilmek ve geçmişin izlerini bugüne taşıyabilmektir.

Belki de bu yüzden, Tarihi Yarımada benim için sadece bir turizm merkezi değil…Ömrümün en kıymetli sayfalarının yazıldığı büyük bir hatıra defteridir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız